logo

reklam
02 Ağustos 2015

Ferhat Tepe Kimdir

Gazeteci Ferhat Tepe, Özgür Gündem Gazetesi’nin Bitlis muhabiriydi. Bitlis şehir merkezinde bulunan eviden 28 Temmuz 1993 günü çıkarken sivil giyimli ve telsizli kişiler tarafından kaçırıldı.

Kaçırılmadan kısa bir süre sonra Tepe’nin babasının evine telefon eden bir kişi, Ferhat Tepe’yi, Türk İntikam Tugayı (TİT) adına kaçırdıklarını ve Tepe’nin bırakılması için, dönemin DEP Bitlis İl Başkanı olan babası İshak Tepe‘nin partisinden istifa etmesini, 1 milyar lira para getirmesini ve örgütün kaçırdığı dört Fransız turistin serbest bırakılması gerektiğini söyleyip, “Örgüt Türk çocuklarını öldürüyor, biz de sizin çocuklarınızı öldüreceğiz” demişti.

İshak Tepe, kendisine telefon eden kişiye ait sesin, dönemin Tatvan Tugay Komutanı Korkmaz Tağma‘nın sesine benzediğini belirterek bu isim üzerinde dururken, Tuğgeneral Tağma’nın bölgedeki halka karşı uygulamalarına dikkat çekiyordu.

İshak Tepe’nin telefondaki sesin Korkmaz Tağma’nın sesine benzediği iddiası boşuna değildi. Zira İshak Tepe, bu olaydan bir süre önce, siyasetçiler ile kentin ileri gelenlerinin çağrıldıkları bir toplantıda Korkmaz Tağma ile tartışmıştı ve tehdit edilmişti.

Dolayısıyla Tağma’nın sesini tanıyordu. Bu ve benzer ipuçlarını Özgür Gündem Gazetesi avukatlarıyla birlikte, devletin ilgili birimlerine sunan İshak Tepe, tüm çabalarına rağmen bir sonuç alamamıştı ve Ferhat Tepe bir türlü bulunamıyordu.

Nitekim, 18 yaşındaki genç muhabir Ferhat Tepe, 8 Ağustos 1993 tarihinde Elazığ’da, Hazar Gölü’nün Sivrice kıyısında bir balıkçı tarafından ölü olarak bulunuyordu.

Ancak, gerekli duyuru yapılmadığı için cesetten kimsenin haberi olmamıştı ve Ferhat Tepe’nin cenazesi, kimsesiz olduğu öne sürülerek ve basından kaçırılarak Elazığ Belediyesi tarafından, Elazığ Asri Mezarlığı’na gömülmüştü.

Bir süre sonra, ailesinin ve gazetenin olaydan haberi olunca, ceset buradan çıkarılarak teşhis edilmiş, büyük bir araç konvoyu esliğinde Bitlis’e götürülmüş ve Ferhat Tepe, doğum yeri Bitlis’te binlerce kişinin katıldığı bir törenle toprağa verilmişti.

Ferhat Tepe’nin cesedine yapılan otopsi sonucunda, yoğun işkence yapıldığı, vücudunda sigara söndürüldüğü ve boğazı telle sıkılarak boğulduğu anlaşılmıştı.

Gazeteci Ferhat Tepe’nin öldürülme şekli, kontrgerillanın sivil halka uyguladığı işkenceli öldürme şeklinin aynısıydı.

Aynı yıl 21 Şubat’ta evlerinin İnsan Hakları Derneği Elazığ Şube Başkanı Avukat Metin Can ve İHD üyesi Dr. Hasan Kaya cinayetleri de benzer bir şekilde işlenmişti. İki olay arasındaki bir başka benzerlik ise cinayetlerin aynı bölgede, yani Elazığ’da meydana gelmiş olmasıydı.

Sonra, kayıp olduğu süre içinde Ferhat Tepe’yi gördüklerini söyleyen tam 14 tanık çıkmıştı. Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde aynı günlerde gözaltına alınan HEP Bismil İlçe Başkanı Mümtaz Çerçel‘in de aralarında bulunduğu 14 tanık, Tepe’yi Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda gördüklerini söylüyorlardı.

Daha sonra çıkarıldıkları mahkemede tutuklanan tanıklardan Mümtaz Çerçel, yaptığı açıklamalar nedeniyle cezaevinde polisler tarafından kaybedilmek istenmişti.

Polisler kaybetmeyi başaramadıkları Çerçel’i, Ferhat Tepe’yi Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda gördüğü yönünde tanıklık yapmaması için cezaevi yöneticilerinin yanında tehdit etmişlerdi.

Böylece, Tepe cinayetinin de hukuki olarak çözülmesi engelleniyordu.

Özgür Gündem yazmıştı

Özgür Gündem gazetesi, cesedin bulunmasından iki gün önce, 6 Ağustos 1993’te ‘Telefondaki tugay komutanıydı’ manşetiyle çıkmıştı. Haberde, İshak Tepe’nin, oğlu Ferhat’ın kaçırılmasından Korkmaz Tağma’yı sorumlu tuttuğu yazılıyordu.

İshak Tepe, gazeteye, Ferhat’ın kaçırılmasından sonra kendisini telefondan Türk İntikam Tugayı (TİT) adına arayan ve oğluna karşılık fidye isteyen kişinin Tağma olduğunda ısrar ediyordu.

Bugün ekranlara demokrat ve Fethullah Gülen‘e yakın kimliğiyle çıkan Tağma, olayla ilgili hiçbir açıklama yapmadı.

Kuşkular Tağma’yı gösteriyordu

Aynı yıllar içinde sivil insanlara yönelik akıl almadık olayların ardı arkası kesilmiyordu. Köyler üniformalılarca taranıyor, terörle mücadele adına boşaltılıyor, halka koruculuk dayatılıyor, kabul etmeyenler göçe zorlanıyordu.

İnsanlar sokak ortasında kurşunlanıyor. Katiller ellerini kollarını sallayarak kaçıyordu. Faili meçhul cinayetler peşi sıra işleniyordu. Bitlis-Tatvan-Elazığ üçgeninde işlenen bu olaylarda yollar hep Tağma’ya çıkıyordu.

Katiller yaşanan olayların peşini bırakmayanların da peşine düşüyorlardı. Yaşananları soruşturanların ve faillerin peşine düşenlerin akıbeti de peşine düştükleri maktul gibi oluyordu.

Avukat Şevket Epözdemir de bu insanlardan biriydi. Ferhat Tepe cinayetini aydınlatmak istiyordu. Bu girişimden sonra Epözdemir’e yönelik tehditler de artmıştı, vazgeçmesi isteniyordu. Aynı zamanda İnsan Hakları Derneği Tatvan temsilcisi olan Avukat Epözdemir, Ferhat Tepe’nin kaçırılmasından üç ay sonra 25 Kasım 1993 günü katledildi.

Kuşkular yine Tağma’yı gösteriyordu.

Ferhat Tepe davası

Gazeteci Tepe cinayetinin soruşturulması ve aydınlatılması için başlatılan hukuki süreç asla vicdanları rahatlatan bir şekilde yürütülmedi. Olayla ilgili ortaya çıkan tanıklar para ya da tehditlerle susturuldu, ya da ciddiye alınmadı. Davada iç hukuk tüketilince AİHM’ye taşındı. Türkiye’deki ve AİHM’deki davada yalancı tanıklık yapan Taner Şarlak, yıllar sonra vicdanına yenilmiş ve Evrensel gazetesine konuşmuştu.

Duruşmalarda gazeteci Tepe’yi gördüğünü inkar eden Şarlak, Tepe’nin cezaevinde su borusuna bağlı bir şekilde bekletildiğini hatırlatıyor, “Her geçen ‘gazeteci bu’ diye bağırıyor dövüyordu. Artık ne dediği belli olmuyordu. Ferhat Tepe’nin sesi boğuklaşmıştı” diye konuşuyordu. AİHM davasında verdiği yalan beyan nedeniyle 13 yıl boyunca vicdan azabı çektiğini yineleyen Şarlak, “Öncelikle pişmanım keşke tüm doğruları anlatsaydım. Ama ben de o zaman 16 yaşındaydım, 30 gün işkence gördüm. İmkansızlık da eklenince böyle bir şey oldu” sözleriyle pişmanlığını dile getiriyordu.

Şarlak yalancı tanıklık sürecini de şöyle anlatıyordu:

“Ferhat Tepe’nin öldüğünü cezaevinde öğrendik. Orada biz, olayı gördüğümüzü söyledik ve bir mektup kaleme almaya karar verdik. Kamuoyuna tüm yaşadıklarımızı ve Ferhat Tepe ile ilgili bildiklerimizi mektupta anlattık. Biz üç ay sonra ilk mahkemede çıktık, aradan 4 sene geçti.

“9 Ekim’de Hazro’dayken eve polis geldi. Mahkemeye Ankara’ya çağırıldığımızı söylediler. İshak Tepe, Ferhat’ın babası bizim mektubumuz üzerine bizi tanık olarak yazdırmış. Önce Hazro Kaymakamlığı’na gittik. Kaymakam gitmemizi istemiyordu bağırıp duruyordu.

“Bize yol parası verdiler Diyarbakır’a geldik. Orada bizi, 4 sene önce işkence gördüğümüz Ferhat Tepe’yi gördüğümüz yere indirdiler. Sonra yanlışlık olmuş dediler çıkarttılar. Bu bize korku vermek için yapılan bir durumdu. Oradan havaalanına geldik.

“Bizi uçak ile Ankara’ya gönderdiler, iner inmez sivil bir askeri araçla Tuncay binbaşı aldı otele geldik. Burada İçişleri Bakanlığı’nda Hukuk Muşaviri İbrahim U. ve Binbaşı Ahmet Tuncay Ç. yanımıza geldi.

“Bir de emniyetten biri vardı. Bize iyi ifade verirsek zarar görmeyeceğimizi, iş imkanı ve yarar sağlayacağımızı söylediler. Sonra mahkemeye çıktık yalan söyledik, görmedik dedik Ferhat Tepe’yi.”

Ferhat Tepe, 17 sene önce devletin maaş ve yetki verdiği kişilerce öldürüldü. Tepe’nin yarım kalmış ömrü bir vebal gibi her nefes alışımızda devletin utancını anımsatıp duruyor. Tepe’nin gözleri tıpkı aynı yıl katledilen Kemal Kılıç’ın gözleri gibi katillerini gösteriyor.

Genç gazeteci Ferhat Tepe, bundan 17 yıl önce bugün kaçırıldı. Fethat Tepe’nin katilleri 17 yıldır aramızda…

Etiketler: » »
Share
4137 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ